GÖKALP BAYKAL'DAN ÖZGÜN VE MODERN BİR ALBÜM:

AĞUSTOS 1996
Gökalp Baykal da sonunda nispeten genç, yeni bir etiket altında bandrollü olarak piyasaya çıktı. 80'li yılların başından bu yana müzik dünyasının içinde olan Gökalp Baykal, çeşitli ortamlarda, kâh tek başına kâh çeşitli müzisyenlerle beraber müzik icra etmekten başka sayısız ev yapımı ve elle çoğaltılan albüm de üreterek sevenlerine ulaştırmıştı: Kedilerin Günü (1986), Evimde (1992), vb. Ayrıca, bir süre, Diplo Docus namlı, içinde küçük öykülerin de yer aldığı, bir fanzin çıkarmıştı. İngiliz şair Dylan Thomas'ın şiir okumalarının yanı sıra De Gaulle'ün nutuklarına da melodileriyle eşlik etmişti: sırasıyla Mr G Meets Dylan Thomas ve Mr. G Meets De Gaulle.
Aslen yüksek mimar olan Gökalp Baykal mesleğinin kendini sürüklediği beyaz gecelerin yanında bilgisayar devriminin önümüze serdiği ufuklara doğru da yelken açarak çeşitli inşaat ve bilgisayarlı tasarım dergilerinde editörlük yaptı, makaleler, kitaplar yazdı, çeviriler yaptı ve üniversitede ders verdi. Ayrıca Bob Dylan üzerine iki kitap (Bob Dylan. Bir Şarkı Irmağı, Stüdyo İmge Yayınları, 1985; Bob Dylan. Sonsuza Dek Genç, E Yayınları, 1989) ve çeşitli edebiyat ve müzik dergileri ile günlük gazetelerde ad hoc müzik yazıları yazdı.
Her elinde bin marifet olan Gökalp Baykal Ağustos 1996'da da yine tılsımlı sözcükler bagajında çıkageldi, giriverdi gönül penceremizden içeri. Bu albümde de yine Gökalp Baykal markalı ses örgüsünün engin yelpazesinde (görebildiğimiz kadarıyla Gökalp Baykal'ın müzikteki alamet-i farikası tekdüzeliğe meydan okuyan öngörülemezliği) saf tutan, her biri sağlam ve hoş melodik kuruluşlu sayısız gerçeküstü, siber uzay öyküler var: devinimler, sesler, görüntüler Türkçe lügatin seçmece çiçekleriyle bezenerek şık giyimli siluetler halinde raks ediyorlar. Sözü insafsızca ekonomik kullanan (bu sözcükleri ekonomik kullanmaktan farklıdır, tersine Gökalp Baykal'da sözcük dağarcığı dipsiz bir kuyudur) ve yoğun bir iç dünyaya delalet eden yaman teşbihlerle hafifçe aralanan şiirine bakarak Gökalp Baykal'ı bir bestekâr-ozan olarak Bülent Ortaçgil ve Mazhar Alanson çizgisine oturtmak mümkün (daha geleneksel formlar kullanan usta şarkı sözlerinde Cem Karaca, Barış Manço, Feridun Hürel bize göre hâlâ rakipsizler).
Tüm beste ve güftelerin yanında düzenlemeler ile icraları da tek başına üstlenen Gökalp Baykal'a ayrıca iki şarkıda vokalleri okuyan parlak sesli genç yorumcu Kayhan Yavuz eşlik etmiş (Şu Hale Bak ve Derdim Hiç Kimseyle No. 2). Toplam 12 parça var ve hepsi favori gibi gözüküyor. Şarkılar tek tek ve hep birlikte herkese sesleniyorlar: sevenler-sevmeyenler, hayalciler-gerçekçiler, normaller-anormaller, iyimserler-kötümserler, vs... Derdim Hiç Kimseyle No. 1 Taj Mahal esinli bir sabaha karşı Keb'Mo gibi doğarak albüme arka kapıdan girmiş. No. 2'de ise Kayhan Yavuz'un gür vokali parçaya mührünü vurmuş. İlkin enstrümantal olarak sezaryen doğan Yıllar Boyunca sofistike sözleriyle süslü haliyle klip çekilmeye layık bulunmuş (Acaba TV'ler gösteriyorlar mı?). Stüdyodaki ilk kayıt sırasında bir çırpıda doğan Sevgililer Günü adlı, yüzünden sevinç akan şarkı ılık bir hüzünle boyanmış ve arada Kris Kristofferson'a küçük bir selâm çakan Zor Bulunan'la hınzır bir kafiye yapıyor. Sen Burada, John Mellencamp'in Human Wheels'de bıraktığı yerden devralıyor bayrağı. Tom Petty'yi hatırlatan Issız Ada sinema dilli güftesiyle perdeye bir nehir-şiir yansıtıyor. Şu Hale Bak yaşanmış "extravagant" bir olayın (bir yerlerde misafirlikteyken) Gökalp Baykal merceğinden tercümesi. Susamış Bir Ruh'a Binbir Gece Masalları'ndan Şehrazat'ın tılsımlı gölgesi düşmüş. Zaman-aşırı Neden Uyandırdın'da, fark edilir mi bilmem, fazladan bir Arnold Shwartzenegger homurtusu var. Vasiyet ise belki bir final, belki bir bis.
Kâh yerötesinde kâh yeryüzünde dolaşan, kâh kalplerde kâh yüzlerde konaklayan bu temposu ve çağrıştırdığı imgeleri iyi dengelenmiş albüm her ne kadar dar imkânlarla "ev yapımı" şeklinde kotarılmışsa da, iyi niyetle üstünde adamakıllı çalışılmış, düzenlemeleri vukufla yapılmış şarkılarla sivriliyor. Sözün özü, Türkiye'de Cem Karaca ve Moğollar ve Dervişan, Barış Manço ve Kurtalan Ekspres, Hardal, MFÖ, Bülent Ortaçgil, Bulutsuzluk Özlemi, Kramp (kuşkusuz tam bir liste değil bu) gibi kanatlara/damarlara sahip nazenin bir geleneğin ezgilerini seven ve dinleyenler için müjde niteliğinde hayli yenilikçi, özgün ve modern bir eserle karşı karşıyayız. Sanırız yakınlarda çıkan Tibet Ağırtan'ın (Yat Geliyorum), Mask'ın (Kapılar Ardında), M. Yılmazyıldırım & M. Çelik'in (Düş Sokağı Sakinleri) ve Işığın Yansıması'nın (Birdenbire) albümlerini beğenenler Gökalp Baykal'ı da iştahla yutacaklar. Bu yıl, gökten zembille düşen İstanbul Blues Kumpanyası'nın Kökler adlı ilk albümlerinin de gösterdiği gibi, "pop" müzikte çıtanın hayli yükseldiğine tanık olduk. Gökalp Baykal da bu koşuya iyi hazırlanmış. Sonuç olarak, kulağımız tırmalanmadan, üstelik severek ve isteyerek dinleyebileceğimiz (üstelik eşliğinde dans edebileceğimiz) halis Türkçe bestelerin hiç de az olmadığını bize kanıtlama cesaretini gösteren Gökalp Baykal ve Kod Müzik'i kutlamak ve artık bu kez "ıskalamadan" (deyimi Cumhur Canbazoğlu'ndan ödünç aldık) en yakın "kasetçi"ye şöyle bir uğramak kalıyor geriye.
Bülent Tanatar
Yayımlanmamış tanıtma yazısı, Kasım 1997