Milliyet - 16 Kasım 1997

Elini gençlerden çek, Sezen!
Yaşar Gaga'nın ilk albümü kendi adıyla çıktı. Neredeyse bir yıldır bekliyordum Basında birçok haberini okumuştum. Devrede tabii ki Sezen Aksu da vardı. Onun manevi çocuklarından biri olduğunu öğrenmiştim. Yaklaşık sekiz yıl önce, Aşkın Nur Yengi'yi müzik dünyasına taşıyan idol şarkıcı, bu kez yeni bir vokalistini müzik dünyasına sunuyordu.
Popta bu çıkışların farklı bir rüzgarı oluyor. Sezen, bu yeni isimlere anne duygusuyla sahip çıkıyor; varını yoğunu bu isimlere harcıyordu. Benim için tek istisna isim Sertab Erener'di. Tüm Sezen Aksu etkisine rağmen, Sertab, sesindeki incelik ve sanatsal birikimden dolayı, Sezen'in müziğinden kolayca sıyrılmıştı. Bakalım, vokalisti Yaşar Gaga nasıl bir ses, nasıl bir yorumcuydu?
Albümü edinip defalarca dinledim. Gaga sesindeki tüm farklılığa rağmen, bu işi ne yazık ki becerememiş. Çünkü, albümde neredeyse her şarkının sahibi Sezen. Bu da normal olabilir. Ama, sesindeki tüm güzelliğe rağmen, Gaga şarkıların çoğunu Sezen gibi söylüyor. Yaşar'ın gerçek müzikal kimliğini yalnız "Yine sevicem işte" şarkısında keşfediyorum. Prodüktör Sezen, öyle bir repertuar hazırlamış ki, Gaga'ya özgürlük hakkı neredeyse hiç tanınmamış. Usta - çırak ilişkisinde, ustanın yönlendiriciliği kaçınılmaz. Ama, bunun bir hegemonyaya dönüşmemesi lazımdı. Ustanın çalışmaya biraz mesafeli sahip çıkması gerekirdi. Olay bir "el verme" çabasını aşmış. Sezen genç yetenekler sahip mi çıkıyor, yoksa kendi istediği gibi yönlendiriyor mu? Bence ikincisi oluyor. Bu yolun popa bir katkı getireceğine inanmıyorum. "Sezen gibi şarkı söylemek" bir maharet değil. Önemli olan, genç şarkıcılara yeni bir ruh, yeni bir kişilik aşılamak olmalı. Albümün müzik yönetmenliğini yapan Aykut Gürel'in bile bu çalışmada eli kolu bağlı.
Sezen'in devrede oluşu medyayı çok hoşnut ediyor. Ama yapılanın bir katkı olup olmadığı tartışılmıyor. Bilirsiniz, yalnızca medyanın pompasıyla sanatçı kalıcılığa adım atamıyor. Birkaç ay sonra esamisi okunmayabiliyor. Yaşar Gaga'nın çok güzel tenor bir sesi var. Çok farklı şarkıları güzelce söyleyebilecek bir ses bu. Biraz özgür bırakılırsa, gerçekten iyi bir şarkıcı olacağına inanıyorum. Ama, böyle bir albümle değil.
Büyük olanaklar ve medya desteğiyle sunulan Gaga albümünü dinlerken; bunun tam karşıtı koşullarda hazırlanmış bir çalışma beni çokça heyecanlandırdı. Gökalp Baykal'ın "Ağustos 1996"sı.
Ben, Gökalp Baykal'ı önce bir müzik yazarı olarak tanımıştım. Özellikle de Bob Dylan kitaplarıyla. Müzik yaptığını da en az on yıldır bilirim. Ama, elime, on beş tün öncesine kadar hiçbir çalışması geçmemişti. İstanbul'un underground ortamında, elden ele dolaşan demo kayıtları olduğunu duyduğum halde...
Sonunda, çalışmalarından biri, Kod Müzik sayesinde su yüzüne çıktı. Müziği, günün moda imajlarıyla hiç örtüşmüyor. Sanatçı, arzu ettiği müziği yapıp söylüyor. Gaga'nın ki gibi albümlerin, pop endüstrisi tarafından pompalandığı günümüzde, Gökalp'in sade, ne yaptığını bilen müzik anlayışı beni fazlasıyla duygulandırdı.
Gökalp kapak tasarımına kadar, bütün işlerini kendi yapmış. Tüm çalışmalarını 8 kanallı bir ev stüdyosunda hayata geçirmiş. Kendisi yazmış, kendisi çalmış, kendisi söylemiş. Artık yok olmaya yüz tutan "ozan - şarkıcı" kimliğini Türkiye'de yine gün ışığına çıkarmış. Her şeyi kendi yapınca, bilgisayar olanaklarından da yararlanmış. Ama albümü dinlerken, bilgisayarın sırıtmasına neredeyse hiç rastlamıyoruz.
Bu albüm, en başta, endüstriyel kuralları dışladığı için güzel. Dünyada bu tavrı benimseyen, ev stüdyolarında has kayıtlar yapıp gün ışığına çıkan yayınların sayısı hızla artmakta. Bu, sektörel hegemonyaya karşı bir tavır niteliğinde.
"Neden Uyandırdın", "Sen Burada", "Şu Hale Bak" ve "Susamış Ruh" benim albümde en çok etkilendiğim şarkılar. Şarkıcının protest yanını bu şarkılarda özellikle yakaladım. Kayıtları çok yetkin olmasa da, müzikal donanımı günümüz popunu sollar nitelikte.
En önemlisi, Gökalp Baykal'ın sunduğu gizli mesaj: Önce şarkıcı ve müzisyen olmayı seçmeli insan. Sevaplarıyla, günahlarıyla. Olanakların sınırsızlığı, profesyonel kadrolar tek başına çözüm değil. Önce, müzisyenlerin ruhunu özgür bırakın! Onlara hocalık taslamayın. Bakın, ortaya çıkacak müzik çok daha iyi olacak!
Orhan Kahyaoğlu